www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Glittery texts by bigoo.ws

MUTLULUK İSTASYONU

23/2/2006 - Mevlana Celaleddin Rumi...

Kategori: ALINTI

                 

                                            MEVLANA

 

Mesnevi de bilgi konusunda bakın neler diyor:

"Cahil, yolda daima eğri gider, daima yampiri yürür.
Sevgi bilginin sonucudur,
Noksan bilgide fark ve temyiz yoktur.
Şimşeği, güneş sanır.
Taklitten doğan bilgi, canımıza vebaldir, eğretidir.
Can, tecrübe ile sabittir ki, bilgi sahibi olmaktan ibarettir. (Mes. C.II.)"

"Bilgili adamın uykusu ibadetten üstündür.
Hele insanı gafletten uyandıran bilgi olursa.
Bilgi, uçsuz, bucaksız ve kıyısız bir denizdir.
Bilgi isteyense, denizde dalgıçlık edene benzer. (Mes. C.VI.)"

"Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır.

Aptallık ve bilgisizlik YIRTIĞI, yama kabul etmez.
Ey öğütücü, ona hikmet tohumunu saçmadan önce,
Onu yamasız, yırtıksız hale getir. (Mesnevi 2264-2265 beyit)"

"Ne mutlu o göze ki; Akıl, onun başında buyruktur.

İşin sonunu görür, her şeyi bilir, aydındır, nurludur.

Çirkinle güzeli, gözle değil, görünüşle değil akılla ayırt edin.

Göz pislikte biten yeşilliğe aldanır.

 Fakat akıl; Onu birde bizim mehengimize vur der. (Mes. 2966-2969)

İşte insanın kendisini tanıması yolunda böyle ışık tutan Mevlana kendisini tarif ederken de:

"Yetmiş iki millet sırrı bizden dinler, biz ney gibiyiz iki yüz mezhep ehli ile bir perdede konuşuruz."

"Ben hacetler kıblesiyim,
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben Cuma mescidi değilim,
İnsanlık mescidiyim ben."

"Bir canım ama yüz bin bedenim var.
Canım, canına karışmıştır. Birleşmiştir.
Seni incilten herşey beni de inciltir," demektedir.

Sonra insanlara seslenir:

"Gel, gel yine gel. Her kim olursan yine gel.
Kafir ya mecusi, puta tapan yine gel.
Yoktur kapımızda hiç ümitsizlik bil.
Yüz kere tövbeni bozsan da yine gel."

Galiba hâlâ bunca yıl sonra, bütün dünyada yol göstericiliği devam eden büyük insanın sırrı yukarıdaki sözlerinde gizlidir.

Hiç eskimeyen ve eskimesi mümkün olmayan satırlarla seslenmiştir, yol göstermeğe çalıştığı insanoğluna.

"Ne mutlu o kişiye ki kendi, kendinin ayıbını görmektedir.
Kim ki birisinin ayıbını görürse, o ayıbı kendisinde bulur.
Sen de o ayıp yoksa yine emin olma olabilir ki;
O ayıbı sende yaparsın günün birinde, O ayıp sende de çıkabilir. (Mes, beyit 3037)"

"Akıllı o kişidir ki çekilen beladan, dostların ölümünden ibret alır. Eğer ululanmayı bırakmaz, ibret almazsa, onun azgınlığından başkaları ibret alır. (Mes.beyit3123)"

Mümkün mü bu sözlerin eskimesi, güncelliğini yitirmesi, Kıyamete kadar; insanoğlu var oldukça, üzüntü yok olmayacak, insanoğlu var, oldukça dostları olacak, insanoğlu var, oldukça ölümler yaşanacaktır.

Gene bunlardan ders alanlar olacak. Gene bunlar bir kısım insana hiç bir şey ifade etmeyecektir.

"- Işık görünmeden renk görünmez.
- Her şey zıddı ile anlaşılır.
- Noksanlar kemalin aynasıdır.
- Benliklerinden kurtulanlara, felek de secde eder, ayda, güneş de.
- Okuyan aklı miktarınca anlar.
- Atlaslara, ipliklere bürünen kişinin aklını o atlas, o ipek elbise hiç fazlalaştırır mı?"

Yıllar önce söylenmiş bu sözler bugün taptaze değil mi? Yıllar sonra tazeliğinden kaybeder mi?

İşte yol gösterici galiba böyle olunuyor. Eskimeyen sözleri söyleyebilenler galiba, dünyanın aydınlanmasına yardım edebiliyor.

Mesneviden Deyişler:

"- Bilgi, mal, mevki ve hüküm kötü kişilerin elinde fitnedir.

- Bilgisiz, kötü buyruklar veren bir padişah oldu mu, bütün ova yılanlarla, akreplerle dolar.

- Adam olmayanın eline bir mal, bir mevki geçti mi, herkesten önce kendi rezilliğini dileyen kendisi olur.

- Hüküm bir sapığın eline geçti mi, onu mevki sanır, ama gerçekte kuyuya düşmüş demektir.

- Yol bilmeyen kılavuzluğa kalkdımı, kötü ruhu cihanı yakar, yandırır,

- Yokluk yolunun çocuğu pirlik etmeğe girişince ardına düşenler, devletsizlik gulyabanisine çatarlar.

- Gel de sana ayı göstereyim der ama, onursuz, pirsiz kendisi hiç ay görmemiştir ki..

Mevlana insanların birliğinden yana çaba sarf etmiş bir düşünürdür, O'nun için insanların din, ırk gibi farklılıkları aynı Tanrının kulu olmak fikrinde erimiştir.

"Biz ayırmak için değil, birleştirmek için geldik." diyor. Ve devam ediyor.

'Bir buğday tanesine binlerce harman sığmada..." "Bir canım ama yüz bin bedenim var."

"Ey dost : Sevgiyle eşsiz, canız seninle. Her nereye ayak basarsan yeryüzü kesiliriz sana."

İşte bu fikirlerinden hareketle birlik ve beraberlik konusunda Mesnevi de insanlara sesleniyor.

"Hacca gideceksen bir hac arkadaşı ara, ha Hintli olmuş, ha Türk, ha Arap. Şekline, rengine bakma, azmine maksadına bak. Rengi kara bile olsa değilmi ki seninle aynı maksadı güdüyor ona beyaz de."

"Can bilgiyle, akılla dosttur. Onun Arapçayla, Türkçe ile işi ne."

"Yüz kitap olsa hepsi bir bab dan ibarettir.
Yüz taraf da tek bir mihraba dönülür.
Yüz binlerce çeşit yemek var. Hepsi de yemek ve bu bakımdan hepside bir.
Hintli, Kıpçak ve Urum ülkesinin halkı ve Habeş hepsi de mezarlarında aynı renkte.
Bütün bu keyfiyetler köpük gibi denizin üstünde oynar durur."

"Her gün bir yerden göç etmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne ala,

Her şey dünle beraber gitti, can cazım
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."

Hayatın devam ettiğine, dinamik olduğuna her gün yenilenmenin gerekliliğine bundan daha güzel söz. bulunabilir mi?

Yukarıda sadece satırbaşlarına değindiğimiz görüşleridir ki O'nu içimizde 729 yıldır, taptaze yaşatmaktadır.

Bakın ne diyor Büyük Sevgi Ustası:

"Şu üç sözden artık değil
Bütün ömrüm,
Şu üç söz.
Hamdım, Piştim, Yandım."

Tanrıdan dileyelim ki O'nun gibi yanmak mümkün değil, ancak hiç olmazsa O'nca Pişmek nasip etsin.

Yazımı büyük mana taşıyan bir rubaisi ile bitiriyorum.

"Her sırrı bilen o ihtiyar alimden,
Hiç bir şeyi gizlemesin isterdim ben...
Sessizce dün akşam gelerek "SORMA" dedi,
"Söylenmeyecek şeyleri hisset, öğren..."

 

Derleyen A.Gürkan Aktoluğ

 

   Bahar
 
 

Sevgili tutmuş yularımdan beni,
develer gibi habire çeker.
Esrik devesini böyle nereye götürür,
böyle hangi katara?

Hem canımı çiğnedi benim o,
hem bedenimi çiğnedi.
Gönlümü bağladı benim o,
kırdı şişemi.

Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,
nereye götürür beni.

Sevgili takar beni oltasına,
atar karaya balık gibi.
Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,
avcıdan yana çeker sürür beni.

Bakarım tabiat başlar büyük işine:
Bulutlar gelir uzaktan
katar katar, küme küme.
Bulutlar sular ovaları.
Bulutlar yürür dağlara doğru.
Uyanır açar gözlerini yeryüzü.
Gökler çalar davulunu.
Dalların gönlüne çeker gülün özü
en güzel kokusunu baharın.
Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.
Ağaç durmadan söyler, döker içini.
 

Mevlana Celaleddin Rumi

 

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

15/2/2006 - DÖRT KELEBEK....

Kategori: ALINTI

 

 

                                                      

                             DÖRT KELEBEK

                           

 

 Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:

--Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş..

İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş… Demiş ki:

--Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!

Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş… Şöyle demiş:

--Ve bu ateş yakıcı bir şey!

Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş.

ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek "poff !" diye ortadan kayboluvermiş...

Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş… Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!...

 

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

14/2/2006 - GÖKKUŞAĞININ PEŞİNDEN KOŞAN ÇOCUKLAR... :))

Kategori: ALINTI

 

 

  GÖKKUŞAĞININ PEŞİNDEN KOŞAN ÇOCUKLAR  

                (YOL’UN ÖYKÜSÜ)


 

   Çok eski zamanlarda dört erkek kardeş yaşamaktaydı. Kardeşler anne ve babaları ölünce yapayalnız kalmışlardı. Güneşli bir bahar sabahı ne yapacaklarını düşünürlerken dağların ardında rengarenk ışıklar saçan gökkuşağını farkettiler.

   -Ne güzel değil mi? dedi büyük kardeş, diğerleri onu onayladı.

   -Niye gökkuşağını yakalamıyoruz ki? Dedi onun bir küçüğü. Kardeşler birbirlerine şaşkın şaşkın baktılar. Üç numaralı kardeş şöyle dedi.

   -Ama ben bugüne kadar gökkuşağını yakalayan tek bir insan görmedim.

   Küçük kardeş gözünü gökkuşağına dikerek ayağa kalktı ve itiraz etti;

   -Ben de sevgili ağabeyciğim, bugüne kadar onu yakalayamayan tek bir insan görmedim. Hadi koşalım, gökkuşağını yakalamaya çalışalım!

   Kardeşler ani bir coşkuyla oturdukları yerden fırladılar ve gökkuşağına doğru koşmaya başladılar. Önce yavaş yavaş koştular, sonra hızlandılar, hızlandılar, o kadar hızlandılar ki herkes onlara hayretle baktı. Gökkuşağına doğru koştukça yeniden doğduklarını hissettiler, adımlarını hızlandırdıkça insan olduklarını haykırdılar, koşarken dans ettiler, şarkılar söylediler.

   Aradan uzun bir zaman geçti. Kardeşler yorulmaya başladı. Gökkuşağını bir türlü yakalayamıyorlardı. Tam yakalayacaklarını sandıkları anda gökkuşağı biraz daha uzaklaşıyordu. Günler, aylar, yıllar geçiyor; gökkuşağı hiç yaklaşmıyordu.

   -Ben yoruldum kardeşler, dedi büyük ağabey. Benden bu kadar. Artık gökkuşağı peşinden koşmak istemiyorum. Şu geçtiğimiz köyde çok güzel bir kızla karşılaştım. Gidip o kızla evleneceğim ve artık bu saçmalığı unutacağım. Aklınız varsa siz de böyle yapın.

   Üç kardeş yanlarından ayrılan ağabeylerinin ardından baktılar. Bir süre düşünüp, daha sonra koşmaya devam ettiler.

   -Belki, dedi ikinci ağabey. Belki gökkuşağını yakalarız. Hatta belki gökkuşağını satar zengin oluruz.

   Üç kardeş koşmayı sürdürdü. Ama bir süre sonra ikinci ve üçüncü ağabey de koşmayı bıraktı. İkinci "alaylardan usandım" dedi giderken, üçüncü "dağların ardında hiç bir şey yok, ben dönüyorum" dedi ve gitti.

   Geriye bir tek en küçük kardeş kaldı. O koşmayı hiç bırakmadı. Yıllar geçti o hep koştu. Saçları uzadı, sakalları yere kadar geldi, geçtiği ülkelerdeki insanlar onu bir keşişe benzetip saygıyla geri çekildiler.

   Küçük kardeş gökkuşağına koşmaktan hiç vazgeçmedi.

   Yıllar sonra bir gün küçük kardeşin yolu, büyük ağabeyini bıraktığı köyün önünden geçti. Orada ağabeyi ile karşılaştı. Ağabeyi onu öptü; ona artık bir fıçı gibi şişmanlayan eski güzel karısını gösterdi, çocuklarına amcalarını tanıttı.

   Küçük kardeş ağabeyine bugüne kadar neler yaptığını sordu. Ağabeyi dedi ki;

   -Toprak aldım, toprak sattım. Çok zengin oldum ama artık yaşlandım. Eskiden hiçbir şeyim yokken bir ben vardım; şimdi her şeyim var ama ben neredeyim, hiç bilmiyorum.

   Küçük kardeş ağabeyine diğer ağabeylerinin neler yaptığını sordu.

   -En küçük ağabeyin, dedi büyük ağabey. Öldürdü kendini, kimse sebebini anlamadı. Oysa büyük başarılar yakalamış, varlığı yokluğunu kat be kat aşmıştı. Diğer ağabeyin ise sarhoş oldu, sofu oldu, ardından yine sarhoş oldu; hiçbiri yetmeyince her ikisi birden oldu ama yine de iflah olamadı.

   Ve sonra büyük ağabey küçük kardeşine bunca yıl neler yaptığını sordu.

   -Koştum, dedi küçük kardeş, ben koşmayı bırakmadım. Hep gökkuşağını yakalamaya çalıştım, hala da koşuyorum, her zaman da koşacağım.

   Büyük ağabey gökkuşağının ne olduğunu bile unutmuştu. Önce inanamadı kardeşine. Ama daha sonra; kardeşinin yıllardır koşmayı sürdürdüğüne inandıktan sonra, gülmeye başladı.

   -A benim avanak kardeşim, dedi. Gökkuşağını yakalayacaksın da ne olacak?

   -Bilmiyorum, dedi küçük kardeş. Oturduğu yerden kalktı ve dışarı çıkıp koşmaya başladı.

   -Ben gidiyorum, dedi koşarken. Gökkuşağını yakalamaya gidiyorum, elveda sana!

   Büyük kardeş küçük kardeşin hayatını adadığı koşuyu hiçbir zaman anlamadı. Zaten gündelik yaşamın uğraşlarıyla o kadar çevriliydi ki anlamaya da pek çabalamadı.

   Ağabeyi arkasından şaşkın şaşkın bakarken küçük kardeş adımlarını hızlandırdı. Koştukça yüreği tıpkı ilk günlerdeki gibi cesaret, mutluluk ve güven doldu. Artık biliyordu, gökkuşağına ulaşmak için tükettiği yol boyunca aslında kendine yaklaşmıştı. Gökkuşağına giden yol’da yürümüş, koşmuş bazen de tökezleyip düşmüştü. Her şeyini ortaya koyduğu bu yolculukta; yılmamayı, inat etmeyi, inanmayı, sıfırdan başlamaktan korkmamayı öğrenmişti. Yaşamının anlamını, dününü, bugününü sorgulamış, değişmiş, dönüşmüş, sonunda "başka bir yaşam"ın renklerine ulaşmış, başka biri olmuştu. Gökkuşağını benliğinde bulmuştu.

   ...önemli olan gökkuşağına ulaşmak değil, gökkuşağına koşmaktı...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

13/2/2006 - HAKİKİ MUHABBET.... :)

Kategori: ALINTI

 

      

 

 

Hakiki Muhabbet


Biribirlerine kırılan iki arkadaştan biri, uzun bir aradan sonra diğerinin kapısını çalar.

-Kim o? diye seslenir içerdeki.

-Benim, der kapıyı çalan.

-Burada ikimize birlikte yer yok, diye cevap verir öbürü.

Aradan uzunca bir zaman geçer... Yeni bir umutla tekrar çalar sevdiği arkadaşının kapısını.

-Kim o? diye sorar yine içerdeki.

- Sen'im, der bu sefer. Ve kapı sonuna kadar aralanır.

Hz. Mevlânâ da;

"Birisinin kalbinde taht kurmak, sevgisini kazanmak istiyorsanız, öylesine sevmelisiniz ki, benliğinizi bırakıp âdeta o olmalısınız" diye anlatır hakiki muhabbeti.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/2/2006 - HAYAT'A KÜSMEYİN.! :))

Kategori: ALINTI

 

 

 

            

            HAYAT'A KÜSMEYİN.!

           


Nedir, ne oluyor, unuttunuz mu yoksa yaşadığınızı, günler, kızgın küller gibi bütün duygularınızı kavurup öldürerek mi geçiyor üzerinizden, arzuyla dudağınızı ısırdığınız olmuyor mu hiç, bir müzik sesiyle şöyle bir koltuğunuzda doğrulduğunuz, aniden bir yaz yağmuru gibi boşanıveren sebepsiz sevinçlere inanmıyor musunuz, bir ağaç gölgesinde bir an durmak, bir akşam üstü denize baktığınızda bu sonsuz suların kıpırtısına şaşmak yok mu artık, elele tutuşmak, bir avucun bir başka avuca dokunmasının yarattığı ürperti de hayal hanesinde kendine bir yer bulmuyor mu, bitti mi bu macera, çekildiniz mi hayattan, hayatın sizin bulunmadığınız yerlerde yaşandığına mı inanıyorsunuz, daha bitmeden bitirdiniz mi her şeyi, yorgun ruhunuz yeni coşkular için hazır hissetmiyor mu kendini. Delirdiniz mi siz? Şu köşe başında karşınıza ne çıkacağını ne biliyorsunuz, biliyorum genellikle köşe başlarından açlık, acı ve ölüm çıkıyor karşınıza ama kimbilir, belki eski bir dosta, belki güzel bir kadına, belki okunmuş kitaplar satan bir sahafa da rastlayabilirsiniz, bir piyano sesi duyabilirsiniz ya da bir Rumeli türküsü açık bir pencereden , bir söğüt ağacı görebilirsiniz çocukken kabuğundan düdük yaptığınız, dans adımlarıyla yürüyen bir çift bacak geçiverir önünüzden, bir oğlan bir ıslık çalabilir, hatta siz bile çalabilirsiniz.
Ne sevinci, ne hayatı, ne eğlencesi para yok ki diyorsanız eğer ve eğlenmek için paranın gerekliğine bu kadar inanıyorsanız, emin olun paranız olduğunda da eğlenemezsiniz, para eğlenmeyi çeşitlendirir sadece ama eğlenceyi yaratamaz, öpüşmek parayla değil, şarkı mırıldanmak parayla değil, acaba o şimdi ne yapıyor diye düşünmek parayla değil, TV'de iyi bir film seyretmek parayla değil, sizin için demlenmiş bir bardak çayı, bu benim için yapıldı diye neredeyse gururla alıp, bardağı ince belinden sıkıca kavrayıp içmek parayla değil. Bir tabak semizotunu sevinçle paylaşabilirsiniz ve hiç bir pahalı lokantada bulamayacağınız bir tat alırsınız, eğer bir tabak yemeği paylaştığınız, paylaşmak istediğiniz insansa. Hayat diye bir şey var. Sadece sizin olan, sadece size ait, içinde sadece sizin gördüğünüz çiçekler açan, yalnızca sizin müziklerinizin çaldığı bir bahçe var, sokmayın oraya öyle herkesi, çiçeklerinizi başkalarının çapalamasını beklemeyin, şarkılarınızı başkalarına söyletmeyin, anladık ahmaklıklar oluyor, aptalca kararlar veriliyor, hepinizin hayatından bir şeyler çalınıyor, hayallerinizi teker teker buduyorlar, ümitlerinizi öldürüyorlar, çaresiz bırakıyorlar sizi, yenildiniz belki de, yenilginin ağır yaralarını taşıyorsunuz ruhunuzda ama gene de bir hayatınız var sizin, sadece size ait bir bahçeniz, durup soluklanacağınız, yaralarınızı yıkayacağınız, çiçeklerini seyredebileceğiniz bir bahçe, soğukta bir bira içebilirsiniz, bir ağacın gölgesinde durabilirsiniz bir an, sabaha karşı uyanıp her ay yeniden doğan hilale bir bakabilirsiniz, çok sevdiğiniz bir kitabı bir daha karıştırabilirsiniz, aşık olabilir ya da aşık olmayı düşünebilirsiniz. Sevdiklerinizi özleyebilir ve bir gün yeniden kavuşabileceğinizi hayal edebilirsiniz, geceleri ağaçların daha değişik koktuğunu fark edebilirsiniz, yeni bir salata icat edebilirsiniz, sevgilinizi çırılçıplak soyup evde öyle dolaştırabilirsiniz, saçlarınızı her zamankinden daha değişik kestirebilir, evinize bir gün de başka bir yoldan gidebilirsiniz, alışkanlıklarınızı değiştirmek için kendinize karşı müthiş bir savaş açabilirsiniz. Hayat diye bir şey var, her zaman size keşfedilecek geniş alanlar bırakan, ne kadar yaşarsanız yaşayın daima bilmediğiniz, kuytularına sokulamadığınız bir hayat, sadece size ait bir hayat. Biliyorum dertler çok, ahmaklıklar yapılıyor, sıkıntılar bitmiyor, günler birbiri ardına buruşup eskiyor, yorgunsunuz, belki yeniksiniz. Teslim mi olacaksınız peki? Hayal kurmayacak mısınız, çılgınca sevişmeyecek misiniz, bir daha öpüşmeyecek misiniz, ağaçlara bakmayacak mısınız, denizlere şaşmayacak mısınız, ani ve sebepsiz sevinçlere inanmayacak mısınız, bir tabak semizotunun tahmin edemeyeceğiniz kadar lezzetli olabileceğini hiç düşünmeyecek misiniz, sizin için demlenmiş bir bardak çayı bardağı belinden kavrayıp içmeyecek misiniz her şeyi. Delirdiniz mi siz? Hayat diye bir şey var, evet orada, elinizin hemen yanında duruyor."

Ahmet Altan

Editörün Notu: Lütfen bu sayfayı tüm arkadaşlarınıza gönderin. Belki umutsuzluğa düşmüş birisini hayata döndürebilirsiniz..
Ne olursa olsun hayat her zaman yaşamaya değer.
NE OLUR HAYATA KÜSMEYELİM...

 

          

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

MUTLULUK VARILACAK İSTASYON DEĞİL, BİR YOLCULUK ŞEKLİDİR.! POLYANNA İyi ihtimallerle doludur sabahlar Günün geri kalanına ait umutlar saklar. İş onları bulup ortaya çıkarmakta, Yenilip, yılmadan hayata sarılmakta. Güneş gibi güzellikler doğurur sabahlar Bir çiçek açacak, bir bebek doğacak. Belki bugün hayaller hayat bulacak Sadece bekle, seyret bak neler olacak. Yalnızların sırdaşıdır sabahlar Belki o gün bitecek anlatılacaklar Belki yeni bir aşk, belki bir dost verecek Çünk

Son Yorumlar

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
E-posta

Kategoriler