Çıkacağım merdivene sabırı merdiven yaparım. MEVLANA :)

    

 

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir.

Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

KIYMETLİLERİM GÜNAYDIN.!

HER BİRİCİĞİNİZİN YÜRECİĞİNE TEBESSÜM VE IŞIK  YÜKLÜ GÜNAYDINLIKLAR.!

HERŞEY'E RAĞMEN YENİDEN DEDİK, SEVGİYLE BARIŞLA KAOLKOLA GİRDİK,

GÖNÜLLERİMİZİN BAĞ BAHÇELERİNE İMECE HALİNDE UMUTLARA,

YENİ GÜNÜN GÖĞSÜNDE OCAK AÇIYORUZ TOHUMLARINI EKMEK İÇİN.!

  

DOSTLUK KARDEŞLİK BARIŞ VE GÜZEL GÜNLER İÇİN...

HAYDİ RAST GELSİN SEVGİ ADINA YAŞAM BİZE...

SAYGILARIM SEVGİLERİM HER BİRİCİĞİNİZE...

 

İNCİ TUN % POLYANNA

 

 

Bütün dünya buna inansa

Şu dünyadaki en mutlu kişi

Mutluluk verendir

Şu dünyadaki sevilen kişi

Sevmeyi bilendir

Şu dünyadaki en güçlü kişi

Güçlüğü yenendir

Şu dünyadaki en bilgin kişi

Kendini bilendir

Şu dünyadaki en olgun kişi

Acıya gülendir

Şu dünyadaki en soylu kişi

İnsafa gelendir

Şu dünyadaki en zengin kişi

Gönül fethedendir

Şu dünyadaki en üstün kişi

İnsanı sevendir

Bütün dünya buna inansa bir inansa

Hayat bayram olsa

İnsanlar el ele tutuşsa birlik olsa

Uzansak sonsuza

 

Eski bir şarkıdır bu. Çocukluğumun şarkısı. Çocukluğumun temennisi. Ne tuhaf. Bugün bile geçerli. Bugün bile söyleniyor. Değişen ve eskiyen bir çok şeyin yanında ne şarkı ne de temennisi eskidi.

Bir film seyrediyoruz. “İyilik yap, iyilik bul” Özünde üç kişiye, gerçekten ihtiyacı olan üç kişiye yardım etme fikri yatıyor. Karşılık beklemeden. Tek isteğiniz, onların da gerçekten ihtiyacı olan üç kişiye yardım etmeleri. Ve yapılan iyilikler bir gün çemberi tamamlayarak ve üçün katlarıyla çoğalarak size geri dönüyor.

“Bütün dünya buna inansa... Bir inansa... Hayat bayram olsa...”

Hayat bayram oluyor.

 

Bir çoğumuz hayatımızı değiştirecek sihirli değneğin elimize geçmesini bekliyoruz. O değnek elimize bir geçse, tüm kötülüklerin, kötülerin üstesinden geleceğiz. Öfke kalmayacak, nefret, kin, zayıflık, fakirlik, mutsuzluk, yalnızlık, güvensizlik, korku, sevgisizlik...

 

Kalmayacak.

 

Kendi adacıklarımızda, gözümüz ufukta, içimizde özlem ateşleri yakarak, elimize o sihirli değnekleri tutuşturacak kurtarıcı meleklerin geleceği gemileri bekliyoruz.

 

Bekliyoruz.

 

Umutsuzluğu umutla karıştırıyoruz.

 

Aynalarda baktığımız yüz değişiyor. Aklı karışmış, yüreği kabarmış, çizgileri düşmüş bir yüz bakıyor bize. Kendimizi bile tanımıyoruz.

 

Kalmıyoruz.

 

Gülümsemeyi nerede unuttuk? Sabah güneşe selam vermeyi ne zaman bıraktık? Komşularımızın adını neden bilmiyoruz? Öfkeyle gelen sözlere öfkeyle cevap vermenin adı ne zaman “savunu” oldu? Dinlemekten neden vazgeçtik?

Bileniniz varsa... Ah... Bilenimiz varsa...

 

DİP NOT:

Onlar üç Çinli mistikmiş. Adları yokmuş ama “Üç Gülenler” diye tanınırlarmış. Gülmekten öte hiçbir şey yapmazlarmış. Kent kent dolaşıp çarşıda pazarda gülerlermiş. Gülmek bulaşıcı tabii... Onların geçtiği yer de az sonra kahkahayla donanırmış. Onlar Çin’i baştan başa dolaşıp mutsuz, kırgın, kızgın, bıkkın insanları güldürmüşler.

 

İçlerinden biri günün birinde ölmüş. “Eyvah! Gülmeleri kesilecek, artık ağlarlar” diye düşünmüş herkes, diğer ikisi için.

 

Oysa onlar gene gülmelerini sürdürmüşler ve ölmüş arkadaşlarını neşeli bir törenle kutsamışlar. Şaşkın halk kitlesine ise şunları söylemişler. “Üçümüz yaşarken iddiaya tutuşmuştuk, hangimiz önce ölecek diye. Yaşam boyu birlikte güldüğümüz arkadaşımız adına en güzel tören, gene gülmektir. Son yolculuğunda onu bundan yoksun bırakamayız. Bir bakıma ona ihanet olurdu gülmeyi kesmek.”

 

Kent halkı ölüyü yıkamaya kalkıştığında ise engel olmuşlar. “Vasiyetinde onu yıkamadan, üstündekileri değiştirmeden yakmamızı istemişti. Dediklerini yerine getireceğiz.”diye dayatmışlar.

 

Ve ölü yıkanırken son şakasını esirgememiş. Ceplerine ölmeden önce doldurduğu çatapatlar, patlayıp saçılmaya başlamış. Ve cenazedeki herkes kahkahalarla gülmüş. Onlar gülerken, yarım akıllı iki arkadaş dans ediyormuş. Halk da çılgınca dans etmeye başlamış. Sanki bir ölümü değil, bir doğuşu kutluyorlarmış...

Füsun Erbulak

EZGİLİ YÜREK

Hangi taşı kaldırsam

Anamla babam

Hangi dala uzansam

Hısım akrabam

Ne güzel bir dünya bu

İyi ki geldim

Süt dolu bir torbayla

Şöylece çıkageldim

Kime elimi verdimse

Döndürüp yüzümü baktımsa

Kısmet kapıyı çaldı

Kör pınara su geldi

Ben şakıyıp durdukça öyle

Gülün kokusu geldi

Bebesi olmayana

Bunalıp da kalmışa

Acılarla yüklü

Dargın yüreklere

Yetiştim geldim

İyi ki geldim

RUHİ SU

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !