Kalbi ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa, o, yi

  

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

VEEEE...YİNE AYNI...MI.? ASLA DEĞİİİL...

YÜREĞİMDEN SES VEREN, YENİ GÜN, BUGÜN DOĞUMLU GÜN+AYDIN .!

GÜN YILDIZI, SÖNÜKMÜŞ GİBİ GÖRÜNÜR SEN YAŞAM'A UZAKTAN BAKARSAN.!

GEL...YAKIN OL YENİ GÜN YAVRUSUNU YÜREĞİNİN KUCAĞINA AL.!

HEM SENİ HEM YENİ GÜN BALASINI SEVGİDEN UZAK ÖKSÜZ KOYMA,BİZ GİBİ O DA MİSAFİR İNSAN OĞLUSU.! O DA BİZ GİBİ ZAMAN KULVARIN DA MİSAFİRLİKTE YOLCU.!

 

SEV, YENİ GÜN YAVRUSUNU, SEV, SANA HEDİYE EDİLEN BU GÜNÜ.!

BİLİYORSUN BİRİCİK, SENDE ÇOK İYİ BİLİYORSUN;

SEVGİ, NELERE KÂDİR.!

SİZE BİR SIR VEREYİM Mİ? YÜREK ARALIKLARIN DA KALACAK AMA SÖZ MÜ.!?

SİİİİZİİİİİ-ÇOOOOK SEVİYORUUUUUUUUUUUUUUM.!

YA...SİZ...SİZ, SİZİ NE KADAR SEVİYORUNUZ, DİNGİN KALP GÖZLERİNİZİN DERİNLİĞİ VEDE AYDINLIĞINCA.!?

POLYANNA

KIYMETLİM EEYC'EM GÖNDERMİŞ BU SABAH.! BAYILDIM TEK KELİMEYLE.!

MUHTEŞEEEEM.! DURMA TIKLA.! HAYDİ PAYLAŞALIM

 

                           

    İSİM BULAMADIM 

Bilmem hangi deniz,hangi okyanus,

Bilmem hangi nehir, hangi çağlayan,

İki kor parçası, yangın yerimi,

İsim bulamadım, o gözlerine....

Yolmudur izmidir,uçsuz bucaksız,

Bir ulu dağmıdır, karsız dumansız,

Meltem yelimidir, eser duraksız,

İsim bulamadım, o gözlerine....

Bilmem hangi sahil, hangi limandır,

Bilmem hangi ilaç, hangi dermandır,

İnan anlamadım, nasıl mekandır,

İsim bulamadım, o gözlerine.!

  İNCİ TUN & POLYANNA

 

       SABAH TÜRKÜSÜ

Gün doğdu, kıpkızıl karşı kavaklar,

Yosmam, uyku yetmedi mi?

Rüyadan gözünü açtı yapraklar,

Bağda pırıldıyor top yapıncaklar,

Uyan da kolumdan al sepetimi,

Yosmam uyku yetmedi mi?

Kapının üstünde asmalar yeşil,

Güllerin yürek biçimi,

Saksında kor olmuş iki karanfil

Uyan, ak elinle gözlerini sil,

Yorulan kolumdan al sepetimi,

Yosmam, uyku yetmedi mi?

Yakuttan salkımlar getirdim sana,

Mercandan al ibrişimi.

Kimi taneleri benziyor kana,

Altın damlaları düşmüş bir yana,

Uyan da kolumdan al sepetimi,

Yosmam, uyku yetmedi mi?            

Vasfi Mahir Kocatürk

                            

Umutsuzluk insanı iyimser yapar mı?

Önünüzde iki düğme var; herhangi birisine bastığınızda yüzde elli olasılıkla şu kadar trilyon kazanacaksınız; yüzde elli olasılıkla da öleceksiniz... Bu oyuna katılır mısınız?' Soruyu tam böyle mi sordular, bilemiyorum; ama TV muhabirinin naklettiği toplumsal anket böyle bir şey ya da ona yakın bir şeydi. Bir büyük kentimizde, 1000 küsur kişiye sorulmuş; cevaplayanların yüzde 40 küsuru 'evet, ben bu bahse girerim' demiş. 'Ben yüzde 50 ölmeye hazırım, yeter ki, öbür uçta trilyonlar beni beklesin' mi demek istediler? Böyle diyen cesaret sahiplerinin, daha doğrusu cüret sahiplerinin bolluğu şaşırtıcı değil mi? Şaşırmam için sebep var.

 

Ya istikbal, ya ölüm. Kaybetmenin kazanmaya eşit olasılıkta ve riskin 'ağır ve vahim' olduğu durumlarda risk alanların oranı yüzde 20'ler civarında gezinir. 'Ya istikbal, ya ölüm!' tipi bir karar verme deneyini toplum araştırmacılarının daha önce pek denediklerini sanmıyorum ama, insanlar benzeri durumlarda üç aşağı beş yukarı şöyle davranıyorlar: 'Risk büyükse, uzak dur; hiç girme! Riskten kaç, şimdiki durumundan beter bir duruma düşme...' En azından yüzde 80 kişi böyle düşündüğünü söylüyor. 'Haydi riske girelim' diyenlerin oranı ise genelde yüzde 20'yi aşmıyor. Ülkemizdeki ankete cevap verenlerde, bu ölümüne risk alanların oranının %20'den en az iki katına, % 40'a çıkması, insanlarımızın başka yer ve zamanlarda alınandan daha fazla risk alması ne demektir? İki açıklama bulabiliyorum bu duruma.

 

Birincisi, içinde olunan toplumsal ekonomik koşulların ürünü olarak görmek bu durumu: Umutsuzluk dorukta, o sebeple can havliyle hareket etmekte insanlar. Herhangi bir yoldan bugün içinde bulunduğu durumdan çıkabileceğine inanmayan 'vatandaş' ancak ve ancak bir huruç harekatı (çemberi yarmaya yönelik ve toptan kaybetme riski yüksek eylem, diyebilir miyiz?) ile bu durumdan kurtulabileceğine inanmakta. Riskten kaçacağı yerde, artık belki de bir risk olarak göremediği ya da risk olduğunu unuttuğu ölüm seçenekli bahse girmeye hazır.

 

Bana bir şey olmaz. İkinci açıklama ise, vatandaşlarımızın kendine güveninin 'fazlasıyla tam' olduğu, nasıl olsa yüzde elli kazancı bulacaklarına inandıkları için (ve kaybetmeyi akıllarına bile getiremeyecek kadar talihlerine güvendikleri için) bu bahsi oynamayı düşünebilecekleri yönünde. İnanın, bu da mümkün... Hani hamsi yediği için AIDS'e yol açan virüsten 'ona bir şey olmayacağını' düşünen vatandaşlarımızdan bir farkları var mı bizim bahisçilerin? Bu kendine ve talihine güven hali pek yaygın bir durum sayılır; içinde bulunduğu koşulu tam ve etraflıca değerlendirememe, yapabileceğine inandıklarının gerçekten yapabileceğinden daha fazla olması gibi insani özellikleri bir tek bizde var sanmayın... Değişik ülkelerde yapılmış bilimsel araştırmalar, belli koşullarda insanların 'fazla güven' duygusuna ziyadesiyle kapıldıklarını gösteriyorlar. 

 

Bu 'fazlasıyla güven ve iyimserlik' duygusu olmasa, yaşamak da zor. Ama ölçü kaçtığında, ölüme (ne olup bittiğini genellikle tam anlamaksızın) meydan okuyanların hali de yaman oluyor sonra. Görünüşteki bu 'fazlasıyla iyimserlik ve güven'in vardığı yer pek parlak olmuyor zira...

 

Üçüncü bir bakış açısına ihtiyaç doğuyor bu noktada. Umutsuzlar, o kadar umutsuzlar ki, hiçbir şeyin içinde oldukları durumdan daha kötü olmayacağını düşünüyorlar. Ve her durumda, kendilerini çok iyi şeylerin beklediğine inanmaya başlıyorlar. Alın, size umutsuzluğun getirdiği iyimserlik. Dibe vurmak dedikleri bu mudur?                                

Prof. Dr. Yankı Yazgan

denizce.com' a Teşekkürlerimle....iyi ki varsın denizce.!

POLYANNA

 

Başkalarının emeğiyle kazandıklarını kendine mal etmekle, ihanet arasında pek büyük fark yoktur.!

ALFRED TAYLOR

Ey arkadaş! İman kesene dikkat et. Riya ve kötü huy fareleri onu kemirmesin!

Yahya B. Muaz

Toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür.!

Dale Carnegie

İnsan, ancak çalıştığını kazanır.!

MEVLANA

Hırs ve tamahın başladığı noktada saf duygular sona erer.!

BALZAC

Bir gün Cumhurbaşkanı çocuk parkından geçerken çocuğun birinin uçurtmasını indirmeye çalıştığını ama bir türlü indiremediğini görmüş ve yardım etmek istemiş.

Çocuğa:

Ben sana yardım ediyim demiş.' çocuk ise şöyle demiş:

Sen onu indiremezsin amca, çünkü üzerinde enflasyon yazıyor.' demiş.

 

Bakan olan görgüsüz birisi soförüne sorar.

Soför söyle bakalim esekle soför arasinda ne fark vardir?

Soför bir süre düsündükten sonra mahcup bir sekilde;

Bilemedim bakanim diyor

Bakan cevap olarak:

Esege çüs diyince, soföre ise dur diyince durur demis.

Bunun üzerine soför çok sinirlenmis ama karsidaki bakan oldugu için bir sey söyleyememis.

Belirli bir süre sonra bu defa soför bakana:

Bir soru sorabilir miyim bakanim der. Bakan da:

Sor bakalim der. Soför sorar:

Esekle bakan arasinda ne fark vardir?

Bakan bir süre sonra:

Bulamadim soför söyle bakalim diyor. Bunun üzerine soför de:

 Vallahi bakanim ben de bulamadim...

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !