Vatan sevgisi, ruhları kirden kurtaran en kuvvetli rüzgardır.!

 

Türk Kumandanları, kumanda etmesini, Türk Askeri ölmesini bildi.!

Harbi kazanışımızın sırrı bundan ibarettir.! 1922

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Bütün cihanın bilmesi lâzımdır ki: Türkiye Halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Hükûmeti, uşak muamelesine tahammül edemez.!

Her medeni millet ve hükûmet gibi varlığının, hürriyet ve bağımsızlığının tanınması isteğinde kesin olarak direnmektedir.!

Ve bütün davası da bundan ibarettir.!

Biz cenkçi değiliz.! Barışseveriz.!

Ve biran evvel barışın gerçekleşmesini görmek ve ona yardım ve hizmet etmek isteriz.!  1921

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

                

MUSTAFA KEMAL SESLENSE

 

Yüzyıllar öncesinden

Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size

Ben Mustafa Kemal'im heyy...

Ben Mustafa Kemal'im.

Büyük büyük denizlerim vardır benim

Hürriyeti içmiş dalgalarım.

Hürriyetle kabarmış dalgalarım vardır benim

Ulusumun yarınında sevincim

Ben Mustafa Kemal'im heyy...

Karanlığı deler gözlerim.

Dalgalara binip gelmiş kahraman,

Gökçe gözlerine türküler yaktığımız...

Hani bir güneş doğmuştu ya Samsun'dan

İşte benim...

Ben...

Mustafa Kemal...

Ölmek yaşamaktır vatan uğrunda

Deyip, öyle girdim savaşa

Komut verdim

Şahlandı cümle vatan

Boğdum kör talihi zindanında.

Bahtı gülen anaları yurdumun

Gökleri, dağları, denizleri

Yarınları, güvenip de uyuduğum

Aslan yeleli ışığı sınırlarımın

Mehmetleri

Tutun ellerinden yüreklerinizin

Sevgilerinizle beni yıkayın.

Yüzyıllar öncesinden

Yüzyıllar sonrasından gelir sesim

Sevdiğim

Bir tanem

Türkiyelim

Sen var oldukça belli ki

Ben Mustafa Kemal'im.

Sen var oldukça belli ki

Ben Mustafa Kemal'im.!

                        

Behçet Kemal ÇAĞLAR

 

        

 

 

VATANIMIZA YAPILAN ALÇAKÇA TERÖRE, SUSKUNLUKLA TERÖRÜ EL VERİP DESTEKLEYENLERE BEDDUA EDİYORUM.!

 

YETER ARTIK YETER,! SÖNEN OCAKLAR, SÖNEN OCAK BAŞLARINDA Kİ İHANETATEŞİNDEN FIŞKIRAN GÖZYAŞALARINA BİR SON VERİN.! ÜZERİNDE GEZİNDİĞİMİZ, ŞEHİT KANLARIYLA HARMANLANMIŞ VATAN TOPRAĞININ HER ZERRESİ YAKAMIZA SARILIP HESAP SORACAK.!

 

SAĞLAMASIZ DENKLEM VAR MI.!?

 

YANMADIK YER KALMADI SİNELERDE.!

 

UYANIN EY HALKIM UYANIN.!

 

GEREKİRSE EMEKÇİ ANALAR DA GİDER ASKERE.!

 

KURTULUŞ CENGİNDE, ANALAR, BABALAR KARDEŞLER,

 

MEHMETLERİN YANIBAŞLARINDA DEĞİLMİYDİ ZATEN.!

 

EVİNDE, HUZURU ALIP YANIBAŞINA, HİÇ BİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ,

 

NASIL YAŞAR MEHMETLERİMİZ DAĞ BAŞLARINDA YANARKEN.!

 

UYANIN,! UYANIN EY HALKIM.!

 

DÜĞÜNSÜZ EV OLURDA ÖLÜMSÜZ EV OLMAZ DEMİŞ BİLGE ATALAR.!

 

TÜRKÜN TÜRKTEN BAŞKA DOSTU YOK.!

 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜM AFFET BİZİ, SANA LAYIK OLAMADIK.!

 

AŞKIM TÜRKİYEM BAŞIN SAĞ OLSUN.!

İNCİ TUN

 

CANLAR, BU ADRESDE Kİ HENÜZ 13 YAŞINDA Kİ,MİNİK YÜREĞİN ŞİİRLERİNİ BİR OKUYUN DERİM, ÖZELLİKLE MEHMETCİK VE CUMHURRİYET...

http://cerendalgic.blogcu.com/261590/#c2839198

 

 

Türküm, doğruyum, çalışkanım, İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.!

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.! Ey büyük Atatürk.! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.!

Varlığım Türk varlığına armağan olsun.!

Ne mutlu Türk’üm diyene.!

 

ÇOK MU İÇTENSİNİZ…

 

Nasıl oynamak istiyorsunuz peki bu oyunu?

Kavı yükseltsek gene oyuna girer misiniz?

Ya her şeyi biliyorsam hayatınız hakkında, ya gizlediğiniz her şeyi biliyorsam, ya bütün düşüncelerinizi, sırlarınızı, küçük numaralarınızı, değişen ses tonlarınızı, yalanlarınızı biliyorsam.

Ya sahtekarlıklarınızı biliyorsam.

Nasıl oynamak istiyorsunuz peki bu oyunu?

Karşınızdaki, acımalı ve görmezlikten mi gelmeli sizin kuytuluklarınızdakini?

Şefkat mi göstermeli?

Yoksa derinliklerinizi görmeyen birilerini mi tercih edersiniz?

Nasıl bir oyun arkadaşı arıyorsunuz?

“Beni anlamıyorlar” derken, ne kadar anlaşılmak istiyorsunuz, her şeyinizin anlaşılmasını istiyor musunuz gerçekten?

Hayır, her şeyin anlaşılmasını istemiyorsunuz.

Anlaşılmasını istediğiniz bir bölgeniz var değil mi, beğendiğiniz ve görenlerin beğeneceğine inandığınız bölgeniz.

İçtenlikle herkese açtığınızı söylediğiniz bölgeniz.

Zayıflıklarınızın, eksikliklerinizin, bilgisizliklerinizin, yeteneksizliklerinizin de görülmesini ve anlaşılmasını istiyor musunuz?

Eğer sizin ruhunuzu çırılçıplak gören biri olsaydı, “beni anlıyorlar” diye ağlayacak mıydınız?

Anlaşılmak istiyor musunuz gerçekten? Söylediğiniz her sözün arkasında saklı olan ikinci sözcüğü de anlasınlar istiyor musunuz?

Nereye kadar içten olabileceksiniz?

Nasıl oynamak istiyorsunuz bu oyunu?

Haydi herkes birbiri hakkında gerçek düşüncelerini söylesin.

En sevdiğiniz insan hakkındaki gerçek düşüncelerinizi söyleyin. Söyleyin ve üç cümle sonra onu aslında o kadarda sevmediğinizi yada aslında onun o kadar sevgiyi hak eden biri olmadığını keşfedin.

Kendinizi anlatın biraz.

Anlatırken neleri atlayıp geçtiğinizi fark edin.

Roger Vaillant’ın “Kanun” isimli romanını okumuş muydunuz?

İtalya’nın güneyinde oynanan bir oyunun adı Kanun.

Kazanan, kaybeden hakkında bildiği bütün gerçekleri söylüyor. Bilinen ve söylenmeyen bütün sırlar ortaya çıkıyor.

Bütün kasaba birbirinin gizlisini kapaklısını öğreniyor.

O sakin görünen kasabanın, üstüne örtülmüş huzur örtüsünün altında ne ihanetler, ne yalanlar, ne fırtınalar yaşadığı ortaya çıkıyor.

Bir el böyle bir oyun oynayalım mı?

Açalım mı kağıtlarımızı?

Ya her şeyi biliyorsam hakkınızda?

Ya görünmesinden en çok korktuğunuz yerinizi görüyorsam?

Ya anlıyorsam sizi?

Ya anlaşılmasını istediğiniz sınırların ötesine de geçiyorsa anladıklarım?

Korkar mısınız?

Nasıl oynamak istiyorsunuz bu oyunu?

Alay edenler kendileriyle de alay edildiğini, küçümseyenler kendilerinin de küçümsendiğini, suçlayanlar kendilerinin de suçlandığını öğrendiğinde ne yapacak?

En aldırmaz duranlar, gizli gözyaşlarını gören birileri olduğunu anladığında ne olacak?

Sizi anlamadıkları için mi üzülüyorsunuz?

Ya sizi anlarlarsa?

Ya söylemekten utandığınız kıskançlıklarınızı, içinizi kemiren aşağılık duygularınızı, başkalarının görmemesi için dualar ettiğiniz yetersizliklerini fark ediyorlarsa?

Hadi, oyunun ilk turunu ben açayım.

Sahtekar olduğunuzu düşünüyorum.

Sahtekar olmanıza bir diyeceğim yok, kim değil ki.

Ama ya asla sahtekarlık yapmıyormuş gibi davranmanıza ne diyeceğiz, sahtekar olmak değil de hiç sahtekarlık yapmıyormuş gibi durmak bence asıl büyük sahtekarlık.

Bir yerinizi özenle gizlerken, hiçbir şey gizlemiyormuş gibi davranmak iki yüzlülük.

Hele “doğallıktan” söz etmeniz. Hanginiz bir kunduzdan daha doğal olabilir, hanginiz bir tavşan yavrusundan daha doğal davranabilir?

Elbette hiçbiriniz.

Sizi bir insan yapan da bu kadar doğal olmamanız zaten.

Niye doğallığı bu kadar övüyorsunuz öyleyse?

 

Çok doğalsınız, çok içtensiniz, çok dürüstsünüz ve doğal olmayanlara, içten olmayanlara, dürüst olmayanlara kızıyorsunuz.

Biliyor musunuz, sahtekar olduğunuzu düşünüyorum.

 

Karşınızdakinin gözlerine baktığınızda, sizin hakkınızdaki her şeyi, ama her şeyi bildiğini düşünün ve konuşmaya öyle devam edin.

Bunu düşündüğünüz andan itibaren tek kelime bile edemediğinizi göreceksiniz.

Başka insanlarla konuşabilmenizi, dostluk edebilmenizi, düşman olabilmenizi, insanlarla sürdürdüğünüz bütün ilişkileri, sizin hakkınızda bilinmemesi gerekenleri bilmediklerine güvendiğiniz için sürdürebiliyorsunuz aslında.

Hayatınızı ve ilişkilerinizi sırlarınıza, sakladıklarınıza, hakkınızda bilinmeyenlere ve anlaşılmayanlara borçlusunuz.

Ama içtenlikten, doğallıktan, dürüstlükten söz ediyorsunuz.

Nasıl oynamak istiyorsunuz bu oyunu?

Kendinizle ilgili ne anlatabilirsiniz bize?

Hangi noktaya kadar anlatabilirsiniz?

Sınırlarınız nereye kadar?

Sınırlarınız yokmuş gibi davranmak istiyorsunuz.

Bilgileriniz sınırsız, yetenekleriniz sınırsız, zekanız sınırsız, dürüstlüğünüz sınırsız, içtenliğiniz sınırsız, doğallığınız sınırsızmış gibi davranmak hoşunuza gidiyor.

Ya her şeyi biliyorsam hakkınızda?

Ya şu anda karşınızda oturan her şeyi biliyorsa?

Ya sizi bütünüyle anlıyorsa?

Roger Vaillant’ın yazdığı oyundan oynamak istiyor musunuz?

Söyleyelim mi hepimiz birbirimiz hakkında bildiklerimizi?

Kabul ediyor musunuz bu oyunu oynamayı?

Vahşileşelim mi biraz?

Karşınızda duranı en dibine kadar anlamak vahşiliktir çünkü.

Anlasınlar mı içinizde olup biteni?

Anlatsınlar mı anladıklarını?

Nasıl oynamak istiyorsunuz bu oyunu?

Nereye kadar oynamak istiyorsunuz?

Doğallığınızı vahşet çizgisine kadar uzatabilecek misiniz?

Siz vahşileşirken bir başka vahşi hayvanın da size yaklaştığını gördüğünüzde vahşetinizi sürdürebilecek misiniz?

İçtenliği sizden bir adım öteye taşıyacak, açık sözlülüğü sizinkinden bir cümle daha uzağa götürecek, sizin anlaşılmasını istediğinizden bir nebze daha fazlasını anlayacak birisiyle karşılaşmaya hazır mısınız?

Anlaşılmak istiyor musunuz?

Gerçekten anlaşılmak?

Ya her şeyi biliyorsam hakkınızda?

Ya aklınızdan geçenleri biliyorsam?

Ya derinlerde gizli olanı görüyorsam?

Sever misiniz sizi bu kadar anlayan birini?

Anlaşılmak istediğinizden daha fazla anlaşılmaya razı mısınız?

Bu oyunu nasıl oynamak istiyorsunuz?

Yoksa o kadar içten, o kadar doğal, o kadar dürüst olmadığınızı söyleyip içtenliğe, doğallığa, dürüstlüğe doğru biraz yaklaşmayı tercih mi edersiniz?

Nasıl oynamak istiyorsunuz bu oyunu?

Anlayalım mı sizi?

Sizi anlamamak nezaketinden vazgeçelim mi?

Karşınızdakinin sizinle ilgili her şeyi, ama her şeyi bildiğini düşünün.

Bakalım konuşmayı sürdürebilecek misiniz?

Bir karar verin, nasıl oynayalım bu oyunu?

AHMET ALTAN

"Neptune's Horses, Illustration for "The Greek Mythological Legend," Published in London, 1910" Giclee Print

   

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !